Bu konuda bir çok görüş ortaya atılmıştır. Gerçekte bu mitlerin kimler
tarafından, nasıl ve ne zaman doğduğu tam olarak bilinmemektedir. Bilinen
gerçek ise mitlerin insanın doğasında var olan tutku ve zaafları, korkuları,
inançları yansıttığıdır. Bilinmeyen insanlar tarafından oluşturulan
öykü ve efsaneler çeşitli dönemlerden geçerek günümüze kadar ulaşmış,
sanatın yararlandığı bir kültür ve ilham kaynağı olmuştur. Mitolojik
öyküler sanatın ve edebiyatın kollarına konu olmuş, sanatçı ve yazarlar
tarafından işlenmiş, mitolojik karakterler insanların ilgiyle izledikleri
filmlere taşınmış, masal kahramanları olarak karşımıza çıkmışlardır.
Bizim masal olarak kabul ettiğimiz bu anonim öyküler bir zamanlar insanlar
tarafından tartışılmaz gerçekler olarak kabul edilmiştir. İlk çağ insanının
gözünde bunlar efsane değildi. Bazı toplumlar için bu öykülerde yer
alan tanrıların ve diğer canlıların varlığı tartışılmazdı. Onlara göre
tanrılar gerçekte mevcutlardı, birbirleri ile tartışır, savaşır, birbirlerini
kıskanır, insanları cezalandırırlardı. Toplumun bu önyargılarına karşı
çıkan insanlarsa dışlanır, idam edilir, çeşitli yöntemlerle cezalandırılırlardı.
Bununla ilgili günümüze kadar gelmiş örneklerden bir tanesi ünlü yunanlı
düşünür Sokrates örneğidir. Sokrates'in insanlarla konuşarak onların
düşünce ufuklarını sonsuza kadar derinleştirmesi, böylece insanların
kafasına yerleştirilmiş önyargıları değiştirmesi Atina yönetimini rahatsız
etmiş ve Sokrates, 'yeni tanrılar icat ettiği, görüş ve tartışmalarıyla,
gençleri baştan çıkardığı' gerekçesiyle ölüme mahkum edilmiştir.
Zaman içinde gerçeklerin araştırılması zorunlu bir uğraşa dönüşmüş,
duygu, düşünce ve eylem yetileri uygarlığı oluşturmuştur. Hayaller,
boş inançlar ise bilinçlenen toplumlar için birer masal, öykü niteliğine
dönüşmüştür. İnsanlar mitlerden tamamen vazgeçmemiş, onları tarih öncesi
toplumların oluşturdukları masallar ve efsaneler olarak kabullenmiş
ve bu sürükleyici, ilginç öyküler kitaplara, hikayelere, filmlere, müzik,
resim, heykeltıraşlık gibi sanat ve edebiyatın çeşitli kollarına taşınmıştır.
Böylece ilkçağ insanının yazgısı günümüz insanının öyküsüne dönüşmüştür.
Belirli bir dilde olan bir kitabı okumak için azami alfabeyi bilmemiz
lazım. Dünya kültürü ile ilgili bir kitabı okuyabilmemiz için belirli
sembollerin ve olayların anlamlarını bilmeliyiz. Antik mitolojinin sembolleri
de bu anlamda bizler için birer alfabe oluşturmaktadırlar. Antik karakterler
bizi derinden etkilemekle birlikte, sadece yazar ve ressamlar için değil,
aynı zamanda astrolojiden tıpa bir çok alanlar için kaynak oluşturmuşlar.
Böylece eski mit ve efsanelerde yer alan bilgiler üniversal bir hale
gelmiştir.